Tanjeviç en çok rakı içmeyi özlemiş

12 Dev Adam’ı Dünya Şampiyonası’nda 2. yaparak tarihe geçen antrenör Bogdan Tanjevic, rahatsızlığından dolayı içemediği rakıyı çok özlediğini söyledi. TARAF gazetesine röportaj veren Tanjevic, “Kanser teşhisi konmadan önce keyifle rakı içiyordum. Ama terapi boyunca alkol yasak. İyileştiğim zaman tekrar içeceğim inşallah” diyerek rakıya olan özlemini dile getirdi. Aziz Yıldırım’ın taraftarın dediği gibi bir efsane olduğunu söyleyen Sırp hoca, Türk yemeklerine de hayranlık duyduğunu söyledi.

http://haber.gazetevatan.com
Devamı

Bayramda ipin ucunu kaçırmayın!

Alkol alışkanlığı olup da ramazan boyunca alkol almamış kişilere uyarılarda bulunan Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar, “Ramazan Bayramı, alkol alışkanlığı olup da ramazan boyunca alkol almamışlar için tehlikeli olabilir. Bayramda alkol tüketimi kontrol altına alınmalıdır. Alkol oranı yüksek rakı, votka, cin gibi içkiler yerine şampanya, şarap gibi içkiler tercih edilmesi de faydalı olur. Ramazan aylarında su tüketiminin azalmasından dolayı vücutta oluşabilen su kaybının yerine konulabilmesi için su ve sulu gıdaların tüketimine önem verilmelidir.” dedi.






http://www.hurriyet.com.tr
Devamı

Cevdet Bey ve Oğulları'ndan...

''Hanımlar da içsin,'' dedi Sait Bey ''Daha Türkiye'ye gelmedik...'' Kültüre, zamana, değişen hayata ve Türkiye'ye, geceyarısı trenle yaklaşılan şu bizim sevgili, hüzünlü memleketimize ilişkin bir şakaydı bu. Sofrada uzun zamandan beri böyle şeylerden söz ediliyor, şakalar yapılıyor, gülüşülüyordu. Sait Bey hep birlikte güldükten sonra, karısına takıldı: 'Atiye Hanım içkiyi ancak yurt dışında gönül rahatlığıyla içebiliyordu. Bunun üzerinde Sait Bey'in kızkardeşi Güler de ağbisine takıldı: 'Sait de Fransa'ya her gidişinde şarap ve rakı hakkındaki düşüncelerini değiştiriyordu. Sait bey kızkardeşinin şakasından alınmış gibi yaptı. ''Rakıyı tartışmam!'' dedi. Ömer'e bakarak ekledi: 'Rakı erkek içkisidir!'' Buna gülüşülmedi. Yalnız Sait Bey Ömer ile bir şeyler paylaşmaktan, erkekliğin tadını çıkarmaktan hoşnut gülümsedi. Ömer onlarla dün gene burada, vagon-restoranda tanışmıştı. Sait Bey özür dileyerek boş masa bulamadıklarını, oturmak istediklerini söylemişti. İlk nezaket sözlerinden sonra Paris'e neden geldiklerini anlatmışlardı; Sait Bey her yıl karısıyla Avrupa'ya çıkmayı alışkanlık edinmişti. Bu yıl yanına kocasından ayrılan kızkardeşini de almıştı. Ömer de onlara Paris'e Londra'dan dönerken uğradığını söylemişti. Dört yıldır Londra'da inşaat mühendisliği okuyordu. ''Ama biz kadın hakları konusunda birçok Avrupa ülkesinden ilerideyiz,'' dedi Atiye Hanım. Sait Bey : '' Doğru, bu önemli!'' dedi ...'' Cumhuriyet işte bu ...'' Yüzüne yakışmayan haşarı bir çocuk bakışı takınarak ekledi : ''AMA ENİNDE SONUNDA KADINLARIN DÜNYANIN HER YERİNDE GÖREVLERİ AYNIDIR.'' (s.91-92)
Devamı

İlim, bilim ve dilim hakkında

Rakı masasında kadehler kalktığında beş adet beyaz melek gibi duran rakı bardağının arasında kırmızı şeytan edasıyla bir adet şalgam suyu yerini aldı ve hep beraber ortada buluşup çınn adlı şarkıyı söylediler

"Aslında" dedi kırmızı şalgamın sahibi, bunlar hep cahillerin aldatması.

"Bilader o ne öyle şalgam, rakı koyayım sana güzelce iç " dedim lafını ağzına tıkmanın mahcubiyetiyle hafif şalgamtrak bir renge dönerek.

"Yok kardeşim sağol , alkol kullanmıyorum ben " diye cevap verdi. Kardeşim mi???Suratına baktım abilerimden birine benziyor mu diye, en büyük abimi hafiften andırıyor ama onu tanıyamıyacak kadar içmedim daha. Neyse , kardeşi rolünü oynayayım bir süre kime ne zararı var? Korkarım başladığı konuşmaya devam edecek.

"Asında bunlar hep cahillerin aldatması, evrim diye bir şeyin olmasının imkanı var mı? Bunlar ateist, şerefsiz tipler, bilim adamı kısvesine bürünmüşler"...

Masadan hmmm sesleri yükseldi, aslında kimsenin onu dinlediğini sanmıyordum ama, konuşan insanı hmmm lamak adettendir kibarlıktandır. Bu yüzden bende tüm içtenliğimle hmmmm dedim. Aldığı hmmm'lardan yeteri kadar mutlu olan şalgam sahibi devam etti konuşmasına.

"Bakın bu evrimi savunan dangalozlara soruyoruz, bize bir ara geçiş formu gösterin, çıt çıkmıyor, neden , yok da ondan"

Hmmm ların yanın bir de yaa yaaa ekledik ki görseniz hak vermekten öleceğiz. Bu adam kimin arkadaşıysa pek sevmedim, rakı masasında bu muhabbet olur mu ya? Demek ki şalgam suyu sofrasında adet bu, öğrenmiş olduk. Biz biraz rus hatunları da ne güzel be deyip, oradan kodumun milli takımı deyip, oradan İstanbul'un gece hayatında yeni nereleri var deyip , tatilde ne yapalıma geçip kapatacaktık halbuki bu geceyi.

"E bir sürü ara geçiş fosili bulundu , ama yaradılışcılar hep işin kolayına kaçtı, ya bunlar nesli tükenmiş hep var olan yaratıklardır dediler, ya da e bu ikisinin de arası nerede deyip saçmaladılar" diye mekanik bir ses çıktı masadan. Herkes yüzünü şaşkınlıkla bana çevirmese inanın ben de sesin sahibini aramaya devam edecektim, o anda anladım ki ağzım rakı bardağının içinde iken konuştuğum için çıkmış o ses öyle. Peki ben niye bu cümleyi kurdum nefret ederim ben böyle insanlarla tartışmayı. Arkadaşlarımın şaşkınlığı da bundan kaynaklanıyordu demek.

Badem bıyıklarının alt tarafı içtiği salgamdan kırmızı bir ıslaklığa bürünmüş bana doğru bakarak yaklaşık 8 derece öne eğildi ve:

"Evet, kendinin maymundan geldiğine inanmak isteyenler var, bu kadar neden hevesliler acaba ?" deyip, bu sefer yaklaşık 44 derece kadar geriye gidip gerdanını şişirim ihi ihi ihi diye güldü. İlk konumundan 36 derece daha geride iğrenç bir şekilde kikirdeyen herife baktım. Bunların böyle bir gülüşleri var. Saçma sapan bir hikaye anlatırlar kendi aralarında, mesela "Ateistin biri demiş ki hocanın tekine, Allah hani, olsa görmez miydik?" , çok bilgili hazır cevap hoca da cevap verir, "ben de senin aklını göremiyorum , yok demek ki aklın". Bunu duyan ateisti bir titreme alır ve o dakka dine döner. Hikayeyi dinleyenlere bu o kadar komik gelir ki hepsi bir anda şu şalgamcı gibi güler, ihihihihihi.

"Abiciğim" dedim açılı ve acılı şalgamla duran adama, senin kuantum matematiği hakkında bir fikrin var mı? Mikrobiyoloji biliyor musun, modern genetik hakkında hiç okudun mu? Ne diye işkembeden sallıyorsun ya ? dedim.

"Neyse ben sizi tutmayayım daha" dedi şalgam bıyıklı ve kalktı gitti.

"Kimin arkadaşı len bu ?" dedim masada bana "zıçtın len masaya" der gibi bakan arkadaşlarıma dönerek. Tahmin ettiğim gibi kimsenin arkadaşı değilmiş, neyin nesidir anlamadık. Ama durumu hafif toparlamam gerektiğini de biliyordum.

"Ya şu Rus hatunlar nasıl bir evrim geçirmişler ya, o gözler o saçlar o ten nedir ya allahaşkına " dedim ama artık çok geçti muhabbete dönebilmek için.

"Fatih Terim de bitirse evrimini de rahatlasak" demem de yetmedi, hesap çoktan istenmişti.
 
Devamı

"Ölmeden önce susuz rakı içti"

Kitapta 26 Ekim 1980’de Adana eski cezaevinde infaz edilen Serdar Soyergin’in son isteğinin ailesine yazdığı mektup olduğu belirtiliyor. Gözlemci Mustafa B, Soyergin’in idamını şöyle anlatıyor: "İşlemleri tamamlanıp infaza götürülürken, gözlemcilerden Feyzullah E. düşüp bayıldı. Belki korkudan, belki üzüntüden, nedenini bilmiyorum. Bunun üzerine infazda ben görev aldım. Tanık olduğum ilk infazdı. Hiçbir gözlemci oraya gitmek istemezdi. Hepimiz mecburen gittik. Soyergin’in son istekleri arasında rakı içmek de vardı. Ve rakıyı susuz olarak içti. Rakı isteği tutanaklara geçmedi."
Devamı

Rakı Balık Kadınları

reha muhtar kahvaltı kadınlarından bolca bahseder yazılarında; hani işte güzel bir gecenin ardından adamla yemeğe gidilmiş / gelinmiş / sevişilmiş gecenin sabahında kadın kahvaltı ister içten içe temasıyla; yani, ilişkinin sürüp sürmeyeceği ya da tek gecelik kalacağı kahvaltı yapılıp yapılmamasına bağlıdır demeye getirir.

adam yemek için çabalar, çabasının karşılığını alır ama kadın esas olarak kahvaltı ister teziyle de destekler yazısını.
ben rakı&balık kadınlarını icad ettim! ben icat ettim kardeşim bu kategoriyi; alegori falan anlamam! ben buldum.

rakı&balık kadınlarını icad etmekle kalmadım tanımladım bile; uzun sohbetlerin kadınıdır bir kere rakı&balık kadını. uzun uzun sohbet eder, uzun uzun sevişirsiniz sözcüklerle beraber bu kadınlarla; eşiyle rakı içemiyorsa bir adam bil ki hemşirem dışarda metresiyle/sevgilisiyle/dostuyla rakı içiyordur; ikisini birbirinden keskin sınırlarla ayırıyordur! üstelik ve tazelikle her dem yaşanır rakı&balık kadınıyla; şarap gibi falan değil demlendikçe güzelleşen bir kadındır; paylaştıkça sohbeti öpüşleri anason kokar bir bakarsın kadın!

bira gibi harcıalem bir kadın değildir; şarabın züppeliğine bulaşmamış veyahut romantikliğine bulamamış dilini aynı zamanda çok bilmişliğin kenarından geçmezken çok yaşanmışlıkta sırtını yere getiremez biracı ve şarabi kadınlar. viskiye hiç dokunmadım dikkat ettiyseniz. geçelim.
hoş kadınlardır rakı&balık kadınları; hoşlukları nefes kesici güzelliklerinden gelmez nefes kesici sohbetlerinden gelir; on tane olayı anlatıp ilk söylediği sözcüğü unutmadan buraya bağlayacaktım deyip bağlar rakısından bir yudum alır ve gözlerinin ta içine bakar erkeğin. korkmaz gözünün ta içine bakmaktan; aman da aman erkeğin gözünün içine bakmayacaksın ona meydan okuduğunu düşünür/kaçar kadınlarından hiç değildir; meydan okur gerekirse! gerektiğinde; bazan gerekmezse dahi canı öyle istediğinde.

her şeyi iyi güzel yani diyorsun bu rakı&balık kadınlarının diyenlere hemen geliyor yanıt; cık değil, evlenmiyor/evlenemiyor bu kadınlar anacım! vallaha bak  evlenemiyor. nedenini açıklayacağım; yatmazsa kafanıza, kırın kafamı:) rakı&balık kadını sevgili oluyor, metres oluyor ama evlenmiyor/evlenemiyor;
çünkü, erkekler rakı&balık kadınlarından hem korkuyor hem çok seviyor hem de eş olarak istemiyorlar; e kendilerine benziyor bu kadın anacım anlatamadım mı hala!?... yeri geldiğinde okkalı küfrünü ediyor, maskülen, uzun rakı sofralarında vakit geçiren bir sevgili zaman zaman çekilir de böyle bir eş yorar coğrafyamın maço erkeğini! o ister ki hatunu yanında bir birayı buharlaştıracak sürede bir kadeh şarabı mırmırlanarak ağzını yüzünü büzerek, yanakları kızararak içsin, içsin ki; o da hakimiyetini devirdiği rakı bardaklarıyla sağlasın masaya ve diğer erkeklere; bakın benim ''eşim'' ne hanfendü diye:) rakı adamları rakı&balık kadınlarından korkar; en az kendinden korktuğu kadar. en fazlasını yazmadım:)

sorun mu bu? daha neler! rakı seven bir adam iyice demlenince /rakıdan değil/ sıkılır biranın harcıalemliğinden şarabinin  mırmırından döner yine rakı severe.

rakı&balık kadınlarını severim; bugün tek bir yorumla beni kendime getiren oya k. başta olmak üzre -ki kendisi de artık yazıdan anlamışsınızdır zaten tam bir rakı&balık kadınıdır nazarımda- yazıdaki rakı erkeklerinin yanındaki eş/karı konumundaki kadınların rakı içmediğini gözlemleyen ve benimle paylaşan t.c ve rakıyı sek içerek gönlümün tahtına yerleşen eray a. ya, iki çocuğuna bakaraktan, ceylan gibi sekerekten, rakısını yudumlayan temcik'e ve bütün rakı&balık kadınlarına selam ederken rakı erkeklerini sevdiğimi yazmadan da bitirmem bu yazıyı.

Devamı

Muhsin Kızılkaya: "AKP iktidarında rakı tadına kavuştu."

"Türkiye şeriattan laikliğe geçmiş bir ülke bir daha şeriata geri dönmesi mümkün değil. Bu adamlar 8 yıldır iktidarda sonuçta. Ne değişti ki laiklik konusunda? Hatta AKP iktidarında rakı tadına kavuştu. AKP geldikten sonra rakının on tane çeşidi çıktı. Eskiden CHP döneminde sadece Yeni Rakı vardı. Şimdi çeşit çeşit rakı var. Meyhaneler ve camiler eşit şekilde doluyor. Bu nasıl şeriattır. Bu bir korku boşverin. "

http://www.internethaber.com
Devamı

Atilla Kıyat'ın anıları: Üç Yıldız Bir Penaltı

'Hassas' bilgiler de var kitapta. Karısına nasıl âşık olduğu, nasıl nişanlandığı ve onların evine ilk defa nasıl içki soktuğunu anlattığı bölüm bunlardan bir tanesi. 25 Şubat 1967’de nişanlanır. İlk defa ondan dolayı içki giren bir evde nişanı yapılır. Nişanlısının dedesi imamdır. İçki giren evde bu evdir. Duvarda dedenin sarıklı ve cüppeli bir resmi vardır. Eşi ise sağdır. Beş vakit namazında orucunda bir kadındır. Onun evini anlatırken Boğazda çoğalmaya başlayan içkisiz balık lokantaları benzetmesini kullanır. O ise içkiden keyif alır. Babaanne ise onun evde yemek yemeyişine, Atilla Kıyat’ı evde ağırlayamayışına üzülür deniz dönüşleri. Oysa sebep başkadır. Bunu oğlundan öğrenir öğrenmez parayı uzatarak şu cevabı verir Babaanne: “Alasın bir şişe rakı, bu akşam evde yesin”. İşte bu şekilde eve içki girer.

http://www.dunyabulteni.net/
Devamı

Bu Yazı Artık "Rakı Şişesinde Balık" Olmak İstemeyenler İçin

Alkol-sever bir kadını anlattığım "Fasit Daire" başlıklı yazımı yazarken bir arkadaşım bana Ceylan Daş Tuğrul’un "Rakı Şişesinde Balık Olmadan" adlı kitabından(**) söz edince kitabı aldım.
Okurken tuttuğum aşağıdaki notları sizinle paylaşmak isterim.

Alkol bağımlısının iş performansı düşer 

Doğru zaman ve miktarda alındığında zararsız olan alkol; sağlıklı bir yaşamın keyif verici bir parçası olabilir.
Alkol, sosyal ilişkileri  başlatma ve sürdürmekte yararlı olabilir, yorucu ve stresli bir günün sonunda içenin kendini iyi hissetmesini sağlayabilir ancak alışkanlık ve bağımlılık yarattığı unutulmamalı.
Alkol, zarar verici konuma geçtiğinde kişi değişik sorunlar yaşar. Alkol bağımlılığı; vücudun normal çalışmasını engellediğinden tıbbi yardımla kırılabilir.
Alkol bağımlısı; alkol almadığında  yoksunluk belirtileri (titreme, terleme, olmayan şeyleri görme, kendini çökkün/tedirgin/huzursuz hissetme, uyuyamama) gösterdiğinden bu belirtilerden kurtulabilmek için alkol alır (ve bağımlılığı artar).
Alkol bağımlısının iş performansı düşer: Sabah işe gitmekte zorlanır, akşamları alkole kavuşmak için acele eder. Parasını alkole ve alkollü  yaşantılara harcadığından ekonomik sorunlar yaşar.
Alkol bağımlısı insanlar arası ilişkilerde, ailesine (eş/çocuk/ana-baba) karşı sorumluluklarını yerine getirmekte ve iletişim kurmakta zorlanır.
Ailesiyle sıkça kavga  ve benzeri sorunlar  yaşayan alkol bağımlısından aile üyeleri uzaklaşır ve iletişim tamamen kopar.
Alkol, sağlığa -bir çok biçimde- zarar verir, karaciğer ve beyin dahil bir sürü organı kalıcı biçimde etkiler, dikkat ve motor becerilerini direk olarak etkilediğinden yaralanma, sakatlanma ve ölüme yol açabilir, kaza yapma ve kazaya uğrama riskini arttırır.
Alkol, cinsel sorunlara yol açar.
Alkol, başka ilaçlarla alınmamalı. Yüksek dozda alındığında zehirlenmeğe yol açar. Çok kısa sürede ve çok fazla alındığında beynin solunum merkezini kontrol eden bölgeyi etkileyerek ölüme neden olabilir.
Alkol, kesinlikle uyku ilacı/tranklizan/zayıflama-alerji ilaçları/öksürük şuruplarıyla alınmamalı.
Alkol, kan yoluyla vücudun her köşesine yayılır, beyne ulaştığında uyuşturmağa başlar. Alınan miktar arttıkça uyuşma da arttığından davranışlar etkilenir. Alınan alkolün tamamen yakılması için gereken süre dolmadan ayılmak mümkün değildir.
Alkol aç karnına alındığında kana çok hızlı karışır. Şarap ve köpüklü içkiler kana daha çabuk karışır.Tok karnına alınmalı. Vitamin eksikliğine yol açar. Şişmanlatır.
Alkolün 1/10’u idrar ve nefesle, kalanı karaciğerde yakılarak atılır. Büyük bir birayı bir saatte yakan karaciğer çok yorulur.
Alkol alınan gecenin sabahı araba kullanılmamalı.
Aynı miktardaki alkol zayıf kişiyi şişmandan, kadını erkekten daha fazla etkiler.
Alkole karşı tolerans geliştirildiğinde, aynı etkiyi hissedebilmek için giderek daha fazla alınması gerekir. Bu kişilerin kandaki alkol düzeyi yüksek olduğundan daha fazla zarar görür.

Tolerans arttıkça bağımlılık riski artar... 

Alkole tolerans arttıkça  bağımlılık riski de artar.
"Ne kadar içersem içeyim sarhoş olmam?" demek;  istenilen etkiyi sağlamak için daha fazla -para da harcayarak- alkol almak anlamıma gelir.
Kadınlar haftada 13 birimden, erkekler 20 birimden fazla alkol almamalı. (Dikkat: tehlike).
İçilen günün sabahında gece yapılanların hatırlanmaması, içmekten dolayı utanç duyulması veya suçlanılması, içmek işi etkiliyorsa-sorumlulukları yerine getirmeyi engellemesi, içmenin kontrol edilemediği zamanlar olması, "Acaba alkole bağımlı olmaya mı başladım?" diye endişelenilmesi, içmenin ekonomik sorunlara yol açması, içmek için ilgi duyulan uğraşlardan vazgeçilmesi, içilen miktarın saklanması, üst üste birkaç gün sarhoş olunması, içki sonrası şiddet uygulanması, aşırı alkol nedeniyle polis tarafından yakalanılması... Bu sayılanlardan  sadece biri bile gerçekleşiyorsa temkinli olunmalı ve tüketilen miktar azaltılmalı. (Aman dikkat! )
Gevşettiği, canlılık verdiği, iyi hissettirdiği, arkadaş baskısı gördüğü,  reddedemediği, tadı hoşuna gittiği,  birlikte olduğu kişiler içtiği,  kutlamalara katıldığı, dert ve endişelerden kurtardığı, kişinin kendine olan güveni artırdığı, sinirleri yatıştırdığı, sosyalleştirdiği, yapacak başka bir şey olmadığı, insan ilişkilerinde rahatlık sağladığı için alınan alkolün miktarı sorunlara yol açıyorsa  kontrol altına alınmalı.
Nedenleri ne olursa olsun yaşamda isteklere ulaşabilmek için -içki dışında- pek çok sağlıklı  ve doğal yol olduğu unutulmamalı.
Aldığı  alkol miktarını kontrol altına almakta kararlı olan kişinin -sadık kalmak,  her gün ve sıklıkla kendine hatırlatmak koşuluyla- kendiyle sözleşme imzalaması yararlı olabilir.
İşte sözleşme örneği: "Alkolün bana zarar vermesini önleyebilmek amacıyla aldığım alkol miktarını kontrol altında tutabilmek için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum." İmza-Tarih)
Sağlıklı ve sorunsuz alkol almak için içmeye geç saatte başlamak, altı birimden az içmeyi hedeflemek, içme süresini önceden planlayarak yavaş ve uzun sürede içmek, birbirini izleyen günlerde içmemek gerekli.
Kandaki Alkol Düzeyi(KAD)=Yüzde 50 veya Nefesteki Alkol Düzeyi(NAD)=23 olduğunda kişi kendini iyi hissedebilir. KAD=Yüzde 120 veya NAD=Yüzde 55 olduğunda kişi kendini neşeli-canlı hissedebilir; ancak fevri ve dağınık davranışlar ile tepkilerde zayıflama ortaya çıkar.
Trafik kurallarına göre kabul edilebilir üst sınır: KAD=Yüzde 80 veya NAD=Yüzde 35 .
Alma sıklığı arttıkça alışkanlık kuvvetlenip, içme nedenleri fazlalaşır. Sağlıklı ve sorunsuz alkol alma konusundaki karar ve istek düzeyi ne denli yüksek olursa olsun uygulamada zorlanılması doğal.
Beyin, karaciğer ve midenin alkolden temizlenmesi için birkaç gün ara vererek içilmeli.
Alkol alınacağında “Bugün en fazla ne kadar alkol alacağım?” ,”Kaç saatte içeceğim?”, ”Bir kadehi ne kadar sürede içeceğim?” sorularının yanıtı önceden hazırlanmalı ve uyulmalı.
Alkol alma hızı da alışkanlık olduğundan değiştirilmesi zor. Küçük yudumlar alarak, yudum aralarını uzatarak,  kadehi elinizde tutmayarak, dikkatinizi sohbet/kitap/satranç/yemek/müzik/televizyona verip içkiden uzaklaştırarak, değişik içkiler deneyerek, kadehi boşaltmak/içkiyi bitirmek/neşelenmek/ kafayı bulmak için değil,  kadehten alınan her yudumun tadı çıkarılarak içilmeli.
İçki başka içkilerle karıştırılarak alkol oranı arttırılmamalı.
İçkiye bol su/buz ekleyerek, alınan her yudumdan sonra su içerek, içki ısmarla(t)maktan kaçınarak, her alkollü içki sonrası alkolsüz bir içecek alarak, içkinin yanında kuruyemiş almayarak (susatıp daha çok içmeye neden olacağından), masada en yavaş içen kişiyi belirleyip ona eşlik ederek alkol almak tüketimi azaltır.
Belirlediği haftalık limite uyan kişi kendini alkol dışındaki bir şeyle ödüllendirmeli.
Alkole aş erme duygusuyla baş edebilmek için; evde-ofiste alkol bulundurmamak, alkol alınabilecek yerlerden uzak durmak, stok yapmamak,  pahalıya mal alkolü küçük şişelerde satın almak, dikkati başka şeylere yönlendirmek, alkol almaya yönelten düşüncelerin farkına varmak önemli.

Akşamdan kalma... 

Aşırı alkol alımını izleyen sabahlarda oluşan  halk dilinde "akşamdan kalma"  tıp dilinde "yoksunluk belirtileri" (ellerde titreme-ishal-terleme-dikkat dağınıklığı-iştah kaybı-baş ağrısı-midede rahatsızlık)  ile aşırı alkol alımına yol açan "endişe belirtileri" (titreme-ishal-terleme-dikkat dağınıklığı-iştah kaybı-gerginlik baş ağrısı-çarpıntı-midede rahatsızlık- nefes darlığı) hemen hemen aynı olduğundan "Biraz rahatlayayım; şu endişelerimden kurtulayım" diye alınan alkol fazla alındığında endişeyi yatıştırmayacağı gibi bu  belirtileri daha da arttırabilir.
Kendini daha iyi hissetmek isteyen alkole değil, Ruh Sağlığı Uzmanı’na başvurmalı.
Yaşanılan sorunlar (insan-aile-karşı cins-çocuk-cinsel-iş-kayıplar) alkol alma arzusunu arttırır. Bu sorunları alkol alarak yok saymak yerine kaynağına inerek çözmek gerekir. Gerekli çaba ve zaman harcanırsa her türlü sorun çözülebilir. Çözüm için kişi kendiyle yüzleşmeli, gerçekleri kabul etmeli, çözüm için farklı yolları denemeli.
Sorun/endişe/mutsuzluk kaynağı olan kişiyle konuşmak denenmeli değilse bir uzmanla konuşulmalı. Çoğu kez alkol değil, konuşamamak sorun. "Konuştuğumda beni anlamazsa/kızarsa/kırılırsa/dinlemezse..." düşüncesini terk edip, uygun zamanda- ses tonu-ifadelerle ve dürüstçe konuşmak denenmeli.
Yalnızlık endişe ve mutsuzluğa, endişe ve mutsuzluk da yalnızlığa yol açar.

Ya da bu yolun ucunu görebilseydik

Alkol alma arzunuzu arttıran sorunu somut olarak tanımlamak (evliliğim iyi gitmiyor değil / eşim kendisine yeterli zaman ayırmadığımdan yakınıyor), kendinize ve soruna uzaktan bakmak, sorunun çözümü için farklı seçenekler oluşturmak,  uygulanılacak seçeneği tercih edip harekete geçmek gerekir. Yavaş-sakin-derin nefes almak, değişik gevşeme yollarına baş vurmak, spor-yoga meditasyon yapmak, yeni hobiler edinmek yararlı olur.
İnsanın kendine güveni emek harcanılırsa artacağı unutulmamalı.

Notlar burada bitiyor. Yazıyı da Hayyam’dan bir dörtlükle bitirsek...
"Bu yolun hoş bir yerinde durabilseydik;
Ya da bu yolun ucunu görebilseydik:
O umut da yok bu umut da; hiç değilse
Otlar gibi kesilip yeniden sürebilseydik. (NZ)

* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı
** Phoenix Yayınevi. Ankara, 2001.
*** Dili akıcı, içeriği doyurucu olan 13 bölümden oluşan kitabın yazarı Prof.Dr. Ceylan Daş Tuğrul; kitabı çok ve/veya sık alkol alma nedeniyle sorunlarla karşılaşan ancak alkol bağımlısı olmayan kişilere sağlıklı ve sorunsuz alkol alma yollarını öğretebilmek amacıyla yazdığını söylüyor.

Şadiye Dönümcü
http://bianet.org/
Devamı

Barmen: Suriçi'nden Hilton'a Yudum Yudum İstanbul

"Barmen / Suriçi’nden Hilton’a Yudum Yudum İstanbul yakın tarihimizden nadide bir kesit sunan leziz bir anı kitabı. Rakı kültürü ve İstanbul’un eğlence hayatıyla ilgili eserlerinden tanıdığımız Üstat Vefa Zat, bu kez de anılarıyla karşımızda. İkinci Dünya Savaşı sonrasının yokluk günlerinden 12 Eylül’ün arifesine kadar uzanan göz kamaştırıcı bir tanıklık bu kez sayfalara dökülen…

Samatya’da küçük bir esnaf meyhanesinde miço olarak başladığı meslek yaşamına, Türkiye’nin ilk beş yıldızlı oteli İstanbul Hilton’da uzun yıllar barmenlik ve bar yöneticiliği yaparak devam eden Vefa Zat, sadece bir zamanların en “sosyetik” mekânında kalburüstü konuklara hizmet vermekle kalmadı, Türkiye’deki toplumsal ve kültürel dönüşümü en “sıcak” noktalardan birinde gözlemleme şansına da sahip oldu.

Jerry Lewis’ten Mısır Prensesi Elizabeth’e, Gönül Yazar’dan Orhan Boran’a, İsmet İnönü’den Adnan Menderes’e, Nadir Nadi’den Benli Belkıs’a, İngiliz Kemal’den Çetin Altan’a, Louis Armstrong’dan İsmet Sıral ve Hrant Lusigyan’a uzanan kalabalık bir “davetli listesi” içeriyor bu kitap. Yazarın “Bermuda Şeytan Üçgeni” adını verdiği “içki, kadın, müzik” unsurlarının izini sürerek, İstanbul gece hayatının gizlerine uzanıyoruz. "
Vefa Zat
Doğan Kitap










Devamı